20090715

i.

İ. upuzun kahkahalarından birini daha patlatıyor. Kahkahanın patlama noktasına biz de eşlik ediyoruz. Bu şehirden gitmeme iki gün filan kalmış. Eşyalarım kutuların içinde. Yatağım muşambayla kaplı. Şehrin son demlerini fazlasıyla demlenerek yaşamaya çalışıyorum. Bir terastayız. Burası şehirdeki tek teraslı mekan aslında. Herkes her gün orada. Ben de her gün oradayım. Her gün birbirimizi gördüğümüz herkesle hep aynı muhabbetleri ediyoruz. Ben günlerimi sayıyorum ve soranlara şöyle diyorum: “İşte eşyalarımı topladım dört gün sonra gidiyorum.”, “Bitirdim okulu, taşınıyorum.”, “Mezun oldum gitmeme iki gün kaldı.” Her gün birbirimizi gördüğümüz herkes her gün aynı soruyu sormaya devam ediyor. Arada bir hüzünleniyorum. Beş bininci biralarımızı içiyoruz. İ. benim arada bir hüzünlenmeme bir anlam veremiyor. “Ne güzel işte” deyip duruyor. “Buradan gidiyorsun. Bizim kurtulmamıza daha iki sene var.” Kurtulmak. Bu fiilden tiksiniyorum. Tamam, diyorum, kendi kendime, kurtuluyorum ama işte içimdeki ku-ya-ra burada ya-ya-ra’ya dönüşmüş: yatakta yatma rahatlığı. Bir şeylere başlamaktan ölesiye korktuğumu fark ediyorum. Beş bin birinci birada dolan gözlerimi silip İ.’in kahkaha zincirlemesine dahil oluyorum.