20061107

ve bir gün durmaksızın birşeyler aradığını farketti.
otobüs duraklarına, ilan panolarına, gazetelelerin okuyucu köşelerine, çöp sepetlerine, yatak altlarına, lokanta menülerine, banka kuyurklarına, dosyalara, "şu kitabın altına", alışveriş fişlerine, vapur çıkışlarına bakıyor, saatler boyunca internette, kitap indekslerinde arıyordu. eski, yeni bütün fotograflara tek tek bakıyor, tüm günlüklerini, defterlerini tarıyordu. bu arama tarama işi gün içinde sona ermediği gibi geceleri uykusunda da devam ediyordu. rüyalarında neredeyse bakmadığı delik, girmediği kılık kalmadı.
kendini bu işe o kadar kaptırdı ki, zamanını bölümlere ayırmaya karar verdi. diğer işlerini aksatmadan aramaya devam etmek için kendine ödevler vermeye başladı. bazı günler metroya binip daha önce hiç bulunmadığı duraklarda iniyor, diğer metroyla başka bir durağa gidiyor, merdivenlerden inip çıkıyor, koridorlarda geziniyordu. bazen evde kalıyor, aile albümlerini, tüm yadigarları ortaya döküp onları tek tek ilgiyle inceliyordu.
bazen eline eski bir oyuncak, bir matbaa harfi, bitmiş bir lens solisyonu kutusu, kimin çektiğini hatırlamadığı bir fotograf geçiyor, bunlara diğerlerinden ayrı bir ilgi gösteriyor, bir an gözlerinde hafif bir ışık beliriyor, bir süre o nesneyi elinde evirip çeviriyor, dalgınca ona bakıyor sonra da bulduğu yere geri bırakıyordu.
bazen sokakta yürürken birinin sırtı, saçları ya da yürüyüşü dikkatini çekiyor, adımlarını sıklaştırıyor ancak yetiştiğinde aradığının o olmadığını farkediyordu.
bazen onunla karşılaşabilmek için yolunu değiştiriyor ya da uzatıyor, sokakta oyalanıyordu.

işin fena yanı, aradığının ne ya da kim olduğunu tam olarak kestirememesiydi.

sadece bulduğunda onu tanıyacağına dair sarsılmaz bir inancı vardı.