20081219

BETON ORMAN ya da postkolonyal dünyanın “pozitif titreşimleri”

Bir ırkı üstün
diğerini aşağı gören anlayış
sonunda ve sonuna kadar
ortadan kalkana kadar
her yerde savaş -
savaş var derim.”1


Bu sözler, 1980 yılında son Bob Marley & The Wailers turunda, dünyanın dört bir yanından insanın ağzından yankılanıyordu. Bob Marley, küçük adasından çıkmış, kölelik günlerini anımsatmış, Afrika’ya “birleş!” çağrısında bulunmuş, dünyaya zihinsel kölelikten, ırkçılıktan, sevgiden, birlikten, köklerden, Jah’dan, Marcus Garvey’den, Rastafarianizm'den söz etmişti. Üstelik bunu yaparken madun kimliğinin ardına saklanmamış, ağlayıp sızlanmamıştı. Bunu, madunların genellikle dil dışı tek yöntem olarak yöneldikleri şiddete başvurarak da yapmamıştı. Gençliğinde, Kingston sokaklarında ahkam kesen, silahlı “Rude Boy”lara özenmemiş değildi, ancak bir süre sonra, beyaz ve ortalıklarda olmayan bir baba ile siyah bir anneden olma “melez” Robert Nesta, bunun fena halde yüzüne vurulduğu bir ortamda Jamaika’nın bazı diğer madunları gibi başka bir dil dışı yönteme başvurmayı denedi: müzik. Bunu yaparken “efendinin dili”ni kullanıyordu elbet, ama Jamaika’da hiçbir zaman Hindistan’da olduğu gibi “efendinin dilini ondan daha iyi konuşmak” gibi bir tavır olmamıştır. Aksine, Jamaika’nın, özellikle de Rasta’ların efendi dilinin bozulmasından/karıştırılmasından/oynanmasından ortaya çıkmış başka bir dili vardır. Jamaika müziği reggae’yi bu kadar özgün kılanın bu dil olduğunu iddia etmek yanlış olmayacaktır. Şarkı sözleri, efendinin kelimeleri kullanılıyor olabilir, ancak bu kelimeler oynanmış, ters çevrilmiş ve bozulmuş kelimelerdir. Örneğin Jamaika’da “bad”“good” anlamına gelir. Dilin dönüşümü Rastafarianizm kültüründen oldukça etkilenmiştir.
Rastalar, “sen”i, “biz”i ve “onlar”ı dillerinden elerler, bunun yerine “ben”i kullanırlar: “I and I”. “I and I”, sonsuz döngüde “Most I” (high) ile olan birliği vurgular. Dillerinde böyle bir egemenlik alanı yaratan Jamaikalılar, ska’dan evrilen ve büyük oranda Rastafarianizm dini/öğretisi/akımını taşıyan reggae’nin bas ve ritim ağırlıklı, ağır-aksak ama neşeli müziğine taşınan sözler de yeni Babil olan Batı’daki efendinin ağzına almakta zorlandığı, duyduğunda ürktüğü sözlerdi.
Bu sözlerin kalıcı etkisini anlayabilmek için, sözlerin ardındaki bazı tarihsel gerçekleri ve inanışları, yani reggae’nin temellerini oluşturan kolonizasyon sürecine ve Rastafarian kültürüne bakmalıyız.

Ada’da Kolonizasyonun Kısa Tarihi

Beyaz adam, Jamaika’ya ilk kez 1494 yılının 5 Mayıs’ında ayak basar. Yeni Dünya’dan gelen Christopher Colombus, Ada’nın güzelliği karşısında hayrete düşer “Karayiplerin mücevheri” hakkında şöyle söyler: “… gece göğüyle gölgelenmiş, dik ve koyu yeşil Xamayca beliriyordu. Gözlerin görebileceği en güzel ada: dağlar ve kara gökyüzüne dokunacakmış gibi, çok geniş, Sicilya’dan büyük ve vadiler, tarlalar ve ovalarla dolu.”[3] Ada, Colombus’un ve diğerlerinin gözünde kısa zamanda, “boş” ve her türlü kullanıma açık, vaatlerle dolu başka bir alan haline gelir. İspanyol istilası esnasında, Jamaika’da Arawak Kızılderilisi olarak bilinen yüzlerce yerli yaşamaktadır. İspanyollar adanın dört bir yanında altın ve değerli taş arayışına girerler; herhangi bir sonuç elde edemezler ancak yerlileri çalıştırarak bundan kâr sağlayabileceklerini fark ederler. Kısa zaman içinde, hemen hemen bütün Arawaklar, beyazların kölesi olur. Arawakların büyük bir çoğunluğu ölür, bir kısmı esaretten kurtulmak adına intihar eder. [4]17. yüzyılın ortalarında, adada artık safkan Arawak kalmamıştır. İspanyol’lar yıllar boyunca adaya Afrika’dan köleler getirir, ancak Jamaika’ya Afrika’dan esas köle getirimi, İngiliz yönetimi ile başlar. Bir çok Avrupa ülkesi bütün Batı Hint Adalarını elinde tutan İspanyollara karşı savaşır, saldırılar amacına ulaşır ve İspanyol gücü zayıflar, nihayetinde ada, İngilizlerin eline geçer. Bunda ana rolü Oliver Cromwell oynar. Jamaika’nın bir hedef olması esasında adanın verimli ya da köle açısından büyük bir kaynak olması değil, Yeni Dünya’nın kontrolünden İspanyolları atma arzusuydu. 1655 yılında, İngilizler adayı ele geçirdikten sonra, birçok İspanyol, kölelerini Jamaika’da bırakıp komşu ada, Küba’ya kaçar. Bu esnada, İspanyol-İngiliz çatışmaları olurken, bir takım eski köleler, yani Maroon’lar dağa kaçarak sığınırlar. Maroon’lardan daha sonra Rastafarianizm inancının yayıcılarından, Marcus Garvey çıkacaktır.[5]
İngilizlerin Jamaika’da başladıkları kolonizasyon, Afrikalıların yüzlerce yıl boyunca yaşayacakları kölelik ve baskıların ilk adımıdır. Adada defalarca altın ve değerli taş aranmasına rağmen bulunamamış, zaten bu esnada yeni efendiler esas paranın tarımda olduğunu fark etmişlerdir. Şeker kamışı tarlaları adanın dört bir yanını sarmaktadır; bunlar toplanır ve ihraç edilirse bundan çok büyük kârlar elde edilebilecektir. Jamaika’da bulunanların yetişemeyeceği bir iş gücü gerektiren bu şeker kamışı yetiştiriciliği ve toplayıcılığı için Afrika’dan yüzlerce kadın ve adam getirilir. Şeker endüstrisi kısa zamanda çok yaygınlaşır. Yaklaşık bir yüzyıl sonra, 1938’de önce Westmoreland’de Tate ve Lyle şeker fabrikasında çıkan isyanı Spanish Town ve Kingston’daki isyanlar izler. 1938 isyanı, Jamaika İşçi Partisi (JLP) ve Halkların Ulusal Partisi (PLP) kurucuları Norman W. Manley ve Alexander Bustamante’nin seslerinin duyulmasını sağlar.
***
300 yıldan uzun bir süre sonra, 5 Ağustos 1962’de Prenses Margaret adadaki İngiliz iktidarını sonlandırır.
“Kırmızı, Yeşil ve Sarı”
Jamaika’da Rastafarianizm’in başlangıcı 1930’lu yıllara dayanır. Rastafarianizm[6], Maroon isyancılarından doğan, “Negritute” vaizi Marcus Garvey sayesinde Jamaika dışına ulaşabilmiştir. Rastafarianlık, o zamanki Etiyopya Kralı Halie Selassie’nin Yaşayan Tanrı olarak benimsendiği, Yahudilikle Hıristiyanlık karışımı bir düşünce sistemi/din/hareket, kolonyalizmle beraber diaspora uygulanan Afrika yerlilerinin, Amerika’dan köle olarak götürüldükleri Amerika’dan, Jamaika’dan, Küba ve diğer yerlerden tekrardan köklerine, Afrika yani Zion’a dönerek siyahların birleşmesini ve Afrika’ya sahip çıkmasını talep etmektedir. Rastafarianlar, batı toplumunu, dünyanın ezilmiş halklarının çektiği acılar üzerine kurulu cani ve kokuşmuş modern Babil Krallığı olarak görüyor ve onun düşmesi gerektiğine inanıyorlardı. Tarihçiler hemfikir olmasa da, Marcus Garvey’nin “Bir siyah kralın taç giyeceği Afrika’ya bakın. O kurtarıcıdır!” kehanetinde bulunduğu kabul edilir. Rastafarian inancına göre, siyah kral taç giydiğinde, siyahlar Afrika’ya yani Zion’a dönecek, çürümüş değerleriyle yeni Babil krallığı olan Batı çökecek ve her şey Afrika’ya geri dönecektir.
Yıllar sonra, 1930’da Etiyopya’da Ras Tafari Makonnen – Prens Tafari Makonnen yani Haile Selassie hükümdar ve Negus –Kralların kralı - olarak iktidara gelir. Marcus Garvey’nin kehaneti, Jamaika’da evlerin, duvarların ve ağaçların sarı, yeşil, kırmızı Etiyopya bayrağı renklerine, Haile Selassie tasvirlerine bürünür. Haile Selassie, peygamber ve tanrının yeryüzüne inmiş halidir; ‘Jah’ yani tanrıdır. Rastafarianlar, tıpkı Haile Silassie gibi saçlarını hiç kesmezler ve onları “dreadlock”lar halinde uzatırlar. “Dreadlock” iki anlamda anlaşılabilir; “Babil sistemine korku verici örgüler” ve ya “acı örgüsü”: denilir ki, bu ağır örgüler, gündelik hayatı boyunca Rasta’nın sırtına çarpar ve ona hayatta olduğunu anımsatır, Rastafarianizm, kişinin aydınlanma yolu olarak algılandığından onun bu yolda çektiği acıları temsil eder. Dreadlocklar ayrıca Musa’nın aslanını da simgeler.
Rasta’lar, saçlarını ve tırnaklarını uzatır, doğayla iç içe yaşar, başta domuz eti olmak üzere et ve kabuklu deniz hayvanlarını tüketmez, alkol kullanmaz, kahve içmez, diyetlerine “ital” (vital) denir, organik beslenirler, Babil’in siyah ırkın önüne geçmek için başvurduğu bir yol olduğuna inandıklarından doğum kontrolüne karşıdırlar, kürtaj ve bir beden parçasının kesilmesi inanışlarına göre yasaktır - Bob Marley’nin erken yaşta ölmesine sebebiyet veren de, kansere dönen ayak parmağının kesilmesinin inanışına aykırı olmasıydı – Günlük meditasyon yapan rastalar, bu meditasyonları esnasında onları Jah’a yaklaştırdıklarını ve gözlerinin önündeki perdeyi kaldırdığını düşündükleri cannabis sativa’yı, Ganja’yı yani “Jah’ın kolu”nu genellikle gruplar halinde chillumla içerler. Ganja, kutsal bir bitkidir, bu kutsallıktan, yerden çıkan bütün otları kullanmalarını söyleyen İncil’de de bahsedilir. Babil, cannabis’i yasak eder, çünkü Babil sistemi, insanın gerçeği görmesini engellemek istemektedir. Renkleri Etiyopya bayrağından gelen ve daha bir çok bayrakta da rastladığımız kırmızı, yeşil ve sarı renklerinin simgesinin ise sırasıyla çekilen acılar, Jamaika’nın sömürgecileri çeken bereketli toprakları ve sömürgecileri simgelediği söylenir.
Rasta’lar, 60’ların başlarına kadar toplum tarafından dışlanmışlardır. Hiçbir işte çalışmalarına izin verilmez; dolayısıyla komünler halinde dağlarda yaşar, toplum içine fazla çıkmazlar. Bu aşağılanma ve hor görme, birkaç yıl içinde Haile Sellassie’nin Jamaika’yı ziyareti, Manley’nin Rasta’lara bir şans vermesi, sosyalizmden ve Amerika’dan bağımsız bir Jamaika’dan söz etmesi, Bob Marley’nin Manley’nin yanında olması oy kullanmaya karşı Rasta’ları saklandıkları yerlerden çıkarır ve bundan sonra Rasta’lar istedikleri işlerde çalışabilmektedirler.
“Kökler”
Jamaika’yı sömürgeleştiren İngiliz hükümetine ait toprakların amir müfettişi olarak görev yapan yüzbaşı Norval Sinclair Marley ile adanın yerlisi Cedella ‘Ciddy’ Malcom’un 06 şubat 1945’de Robert Nesta Marley[7] ismini koydukları çocukları olur. Doğan çocuğun yani nam-ı diğer Bob Marley’nin babası çok geçmeden onları terk eder ve sonrasında pek ilişkileri olmaz. Bob Marley, 5 yaşlarındayken annesiyle birlikte Kingston’da TrenchTown denen, yoksul siyah nüfusun yaşadığı hükümet bloklarına taşınır. Bob Marley çetelerin de mekanı olan, “temiz” kalması zor olan bu gettoya taşınarak Fransa’daki banliyö yaşantısından pek de farkı olmayan hayata giriş yapmış olur. Orada Bunny Livingston’la tanışır. İlk kayıtlarını Peter Tosh ve Bunny ‘Wailer’ Livingstone ile başlangıçta Wailing Wailers, daha sonra sadece Wailers adını taşıyan gruplarıyla burada yapar. Grubun ismi de pek manidardır: Gettodan gelen çığlık. Acı çeken ve tanıklık eden birinin feryadı...
Grup, 1963’te Jamaika’nın en önemli plak şirketlerinden biri olan Studio One’dan “Simmer Down” adlı ilk albümlerini çıkartmışlar, daha sonra kendi plak şirketleri olan Wail’n’Soul’u kurmaya karar vermiştir. Ancak bunun için para gerekmektedir ve Bob Marley, evlendikten hemen sonra Amerika’ya gitmiş, burada bir araba fabrikasında gece bekçisi olarak çalışmıştır. İşte, ne olduysa, Bob Marley Ada’dan çıkıp Beton Orman’a geldiğinde olmuştur. Marley, Beton Orman’ın kanunlarını, kapitalist sistemi ve bu sistemin yarattığı şeytaniliği fark etmiş, yeni Babil Krallığı’nın çürümüşlüğüne yakından tanık olmuştur. 1966’da Etiyopya Kralı Haile Selassie Jamaika’yı ziyaret etmiş, Rasta fikirleri şekillendiren Rita Marley, bu ziyaretten sonra saçlarını uzatmaya başlamış ve Rastafarian olmuş, hemen ardından Amerika’dan dönen Bob Marley de Rastafarian olmuş ve hayatının geri kalan kısmını bu öğretiye adamıştır.
Rastafarianizm, özellikle Batı dünyasının politik ve ekonomik sistemlerini günümüz Babil’i olarak görmesi dolayısıyla içerdiği sosyal eleştiri sayesinde, Bob Marley, postkolonyal durumun sözcüsü haline gelmiştir.
“Roots, Rock, Reggae”
1960’ların ortalarına kadar, Jamaika’nın ilk “icat ettiği” müzik olan ska, buraya göçen Jamaikalılar ile İngiltere ve Amerika’ya sıçramış, ve yükselişe geçmişti. Ska yurtdışında yükselirken, Ada’da başka bir şeyler olur; ska fazla hızlı gelmeye başlar ve bundan Rock Steady doğar. Aşağı sınıfın sahip olduğu tek şeyleri olan“soundsystem” yani basitçe sokak diskolarında bir süre dolanan Rock Steady parçaları, Rastafarian kültürüyle birleşmeye yönelir. Davullar Afrika’ya döner, baslar ağırlaşır. Reggae, insanlara cesaret vermektedir. Ülkedeki tek özgür pazar müzik endüstrisidir. 1972 yılında, Perry Henzel’in yönettiği reggae şarkıcısı Jimmy Cliff’in oynadığı, bugün postkolonyal sinemanın anahtar örneklerinden biri olan “The Harder They Come”[8]ın çıkışı, gerek Jamaika’da gerekse Ada dışında yankı uyandırır., Bir dönemin Türk sinemasından eksik olmayan Ferdi Tayfur’u gibi, köyden kente, bu sefer İstanbul’a değil de Kingston’a göç eden beş parasız ve eğitimsiz Ivan’ın müziğiyle bir yerlere gelme isteği üzerine kurulu bu film, sorduğu “fakir adam ilerleyebilir mi?” sorusuyla özellikle Jamaikalıların ve hippie’lerin ilgisini çekti. Hippiler kendilerini reggae ile özdeşleştirdiler. İşte tam bu noktada, Bob Marley & The Wailers, Jamaika dışında albüm kaydeden ilk grup olur. İlk uluslar arası albümleri 1973 çıkışlı Catch a Fire ile hemen ertesi yıl çıkan Burnin’, dünya çapında dikkatleri çeker. Bob Marley, bu zamana kadar aşağılanan Rasta’nın ilgi çekmesini sağlar; hippiler Rastafarianizm’den etkilenirler; “ve o zamandan beri hippilerin hepsi, Halie Selassie, Rastafari adıyla, şimdi dreadlock’lılar.”[9] Rock dinleyicisi bu Ganja içen, Rasta’dan bahseden asi “Wailers”ına döner, Eric Clapton’un “I Shot The Sheriff”i cover’lamasıyla, Bob Marley bir daha asla geri bakmayacaktır.
Bob Marley asla beyazlardan nefret etmemiştir. Onun tepkisi bir halkın başka bir halkın üzerinde, haksız bir iktidar kurmasıdır. Jamaika’da 1962’den beri adadaki siyah nüfus hiç bir zaman iktidar olamamıştır. Önde gelen Ulusal Halk Partisi ve Jamaika İşçi Partisi çoğunlukla beyazlardan oluşmaktadır. UHP’nin başında sosyalist Michael Manley, muhafazakar İşçi Partisi’nin başında ise Boston doğumlu Edward Seaga bulunmaktadır. Seaga’nın bölgedeki politik olaylarda parmağı olan ABD tarafından desteklendiği yaygın olan bir kanıdır. 1976 yılında Bob Marley, sadece müzik dinleyenler arasında değil, insan hakları için kampanya düzenleyenler ve Afrika’daki özgürlük savaşçıları arasında da üne sahip olmuş ve hal böyle olunca her iki taraf için de baş edilmesi gereken bir güç odağı durumuna gelmişti. Seçimler yaklaşırken Bob Marley, Michael Manley ile arkadaşça ilişkisi olmasına rağmen taraf tutmadığını açıklar. Aslına bakılırsa ona göre politikacılar şeytandan farksızdır. Seçimler yaklaştıkça ortam iyice gerilmiş, Jamaika insanların evden çıkarken bile tedirgin olduğu bir adaya dönüşmüştür. UHP’nin bazı üyeleri Bob Marley’den 5 Aralık’ta “Smile Jamaica” organizasyonunda ücretsiz bir açık hava konseri vererek şehrin kontrol altında kalmasına yardımcı olmasını isterler ve Bob Marley bunu kabul eder. Ancak kimi kaynaklara göre konser tarihi yaklaştıkça CIA dahil çeşitli çevrelerden tehditler almaya başlar. Bir grup insan Bob Marley’i korumak için gönüllü olarak evininin önünde durur, ama 3 Aralık akşamı hepsi ortadan kaybolur. Akşam 8:30 civarında, arkadaşlarıyla, evinde prova arasındayken iki tane araba evin önünde durur ve eve ateş açılır. 83 tane kurşun sıkılır. Rita Marley başından, menajeri beş yerinden vurulur. Bob Marley’in göğsünü sıyıran kurşun kolunu yaralar. Olayda kimse ölmez.
İki gece sonra Bob Marley korkuya boyun eğmeden, kendisine saldıranlara inat, “Smile Jamica” gösterisinde sahneye çıkar. Konserin sonunda gömleğini çıkarıp yaralarını gösterir ve alaycı bir ifadeyle eli tabancalı bir adammış gibi poz verir, başını geri atar, güler ve sahneden iner. İner inmesine ama kalbi kırık olan Bob Marley gösteriden sonra adadan ayrılır. Bu ayrılıktan sonra Beton Orman’a, Amerika ve İngiltere’ye giden Bob Marley, İngiltere’de başta “The Clash” olmak üzere bir çok punk grubuyla tanışır. Ve tabi bu tanışıklıklar müziğine de etki eder. Punky Reggae Party... 1978 yılının başlarında ise Kingston’da tekrar çatışma çıkmasını önlemek amacıyla adaya geri döner. One Love barış konserinde Michael Manley ile Edward Seaga’yı aynı sahneye çıkartır. Hatta birlikte yaşayabildiklerini göstermek için ikisini el ele tutuşturmayı başarır.
1981 yılında kanserden ölene dek müzik yapmayı sürdüren Bob Marley, elbette reggae’nin yaratıcısı değildir, ancak dünyayı bu eleştiren, isyana çağıran ve bir yandan umut veren bu müzikle dünyaya tanıtan odur.
Bugün, dünyanın dört bir yanında reggae ve “karaoke reggae” olarak tanımlayabileceğimiz dub, aynı şekilde reggae’den doğan hip hop dinlenmeye ve üretilmeye devam ediliyor. Bunların üretici ve dinleyici kitlesine baktığımızda ise genellikle “madun”ları görüyoruz. Günümüzde son derece politik bir tavır sergileyen, dub’ın en güzel örneklerini veren ülke Fransa. Pikapların ve mikrofonların ardında ise, genellikle banliyölerde, eğitim, sağlık gibi temel insanlık hizmetlerinden yararlanamayan, işsiz göçmenler var.
Türkiye’de ise, reggae ve dub kalesi olan İstanbul’dan çıkıp Eskişehir, Ankara ve Antalya’ya yayılmakta. Reggae grupları, dub icra eden DJ’ler, konserler, festival ve partilere rağbet eden büyük bir kitle var.
Bu kitleyi oluşturanlar ise çok çeşitli: göçmen siyahiler, üniversiteli gençler, işsizler, gözlerini kısıp “kadın yok/ağlamak yok” diyenler, ne çaldığını bilenlerle bilmeyenler, reggae’nin kıvrak ritimlerinden fayda sağlamaya çalışanlar ya da çalışmayanlar, “Jah! Rastafari” diye bağıran Müslümanlar, Hıristiyanlar, ateistler, ot arayanlarla satanlar, aşk arayanlarla satanlar ve sadece arkadaşıyla gelenler.
Her ne kadar bazen klişe bir imaja bürünse ve bir pazara dönüşse de, reggae’nin pozitif titreşimleri, bazen banliyöde, bazen gettoda, bazen de şehrin tam göbeğinde, acı ve baskıya karşı isyan nerede gerekiyorsa orada, özgürlük, barış ve eşitlik için mücadeleye devam ediyor; insanları, hakları için ayağa kalkmaya çağırıyor.
“Kurtarın kendinizi zihinsel kölelikten
Kendimizden başka kimse özgür kılmaz aklımızı
Korkmayın atom enerjisinden falan
Çünkü durduramaz hiçbiri zamanı
Ne denli sürecek peygamberlerimizi öldürmeleri
Biz bir yandan durup izlerken?
Bazıları diyor ki
Bu yalnızca bir parçası
Tamamlamamız gerekiyor kitabı”[10]


[1] Bob Marley tarafından tanınan bu şarkının sözleri,Etiyopya Kralı Halie Selassie I’ın Birleşmiş Milletler’in 1963 yılındaki genel toplantısında yaptığı konuşmadan alınmıştır.
[3] Floyd, Berry, Jamaica- an Island Microcosm. New York: Saint Peters Pres, 1979, s.25
[4] a.g.e. s.31
[6] Barrett, E. Leonard. The Rastafarians. Boston: Beacon Pres, 1997
www. en.wikipedia.org/wiki/Rastafari_movement
Rita Marley, Bob Marley ile Hayatım, Çitlembik yay. 2005
[8] http://www.imdb.com/title/tt0070155/
[9] Peter Tosh’un bu cümlesi, BBC’nin “History of Jamaican Music” belgeselinden alınmıştır.
[10] Bob Marley – Redemption Song, Uprising, 1979