20040510

bugün: sosisler, tavuklar, mantarlar, cep telefonları, arabalar, insanlar, ayaklar, bilgisayarlar, elmalar, portakallar, çilekler ve ağaçların önünden, kırmızıların, yeşillerin, pembelerin, sarıların, morların, turuncuların, grilerin ve siyahların ve burnum blanche'ın tanımlayabildiği ve tanımlayamadığı havada asılı kalmış binlerce koku arasından, araları sigara izmaritleri, otobüs biletleri, kuş ve köpek pislikleri, toz ve çamurla, yere tükürülmüş ve yapışmış sakızlarlarla dolu, eğri büğrü kaldırımların, boyları son kırk ikindi yağmurlarıyla iyice uzamış, sabah çiğinden ıslanmış ve öğlen güneşinden terlemiş değişik onlarca yeşil renkte çimenin üzerinden geçerek
yine
eve
döndü ayaklarım.
ev-e.
gece ise uzun uzak yollara açılan raylara geç kalınan bir koşuda,
ardından birkaç sarhoşun, bir iki çiftin, çantalarını çeke çeke giden yolcunun, başı boş bi köpeğin peşi sıra, çokça boş, gayet bahar havasında, birkaç yıldız ve kafası bulutlu bir ayın altından geçerek yine eve gelmemde baş kahraman oldular.
gündüz herşey sanki daha sakin geçti onlar için. bolca oturdular sarı sandalyenin altında; bolca sallandılar. yüzdüler. boyandılar. onların gündüzki sakinliğine karşın sanki gece, daha sakindi.
apartmanlar, camiler, park halindeki arabalar uyuyordu yanlarından geçerken ben ve ayaklarım. uyku nefeslerini duyum derin derin, uyandırmamak üzere parmak ucunda yürüdü ayaklarım. kedi gibi sessizce geçtim yanlarından, içimden masallar ve dualar okudum.
ve yine
döndüm
ev-e.