20070118

aile albümü no 3

bu fotografı, çerçevesiyle beraber, geçen bayramda evine ziyarete gittiğimizde babaannem verdi. babaannemin adı mübeccel, yaşını tahmin etmeye çalışmak gereksiz, kendisi 3 kız 1 erkek evlat, 7 kız 1 erkek torun, hatta 1 adet de torun çocuğu sahibi, dünyalar şekeri bir insandır. pek severiz kendisini, zaten onu sevmemek bence imkansızdır.
işte, bu fotograftaki onun kocası, çocuklarının babası olan sacit bey'e ait. yani dedem. kendisini hiç görmedim. ben doğmadan epey önce ölmüş.
dedem hakkında bildiklerim ailemin anlattıkları ve benim kafamda anlatılanları kendi eşsiz fantazi dünyamla süslediklerimle sınırlı.
dedem sacit, istanbul'da, fatih'te yaşamış. babaannemle de orda tanışmışlar. babaannemin anlattığına göre öyle çok başarılı bir öğrenci değilmiş. sanırım birkaç sınıf tekrarı bile yapmış. daha sonra demiryolcu olmuş. "haydarpaşa binasında, saatin üzerindeki odada ders gördü" diye anlatır hep babaannem. uzun yıllar hareket memurluğu yapmış. babaannemle birlikte allah'ın unuttuğu yerlerde kalmışlar, istasyon binalarına yakın lojmanlarda konaklamışlar, dedem geceleri odalarından çıkar, trenleri karşılarmış. trenlere karşı içimde büyüttüğüm sevginin nedeni belki de genetiktir diye düşünüyorum.
dedem keyfine son derece düşkün bir adammış. dayımın söylediğine göre birlikte içmesi büyük zevkmiş. babamın anlattığına göre her gece bir büyük rakı devirir, günde sanırım bir paketi aşkın sigara içermiş.
dedem, kırkından sonra almanca öğrenmiş.
almanya'ya da gitmiş. daha sonra bana kalan, üzerine adını yazdırdığı, kara ciltli, türkçesini anlayamadığım sözlüklerinin içinden bir el ilanı çıkmıştı: "Senioren Disco, Tanz und Geselligkeit für Jugendliche über 50" türkçe meali: "Senyorlar Disko, 50'sinin üzerindeki gençler için dans ve eğlence"
dedemin geç gelen almanca sevdası tüm aileye bulaşmış. önce halalarım sonra babam bu almanca dalgasından nasiplerini almışlar. çocuklarına, uykusunda bile bu dilde sayıklayacak kadar çok sevdiği almancayı öğretmekte pek de başarılı olamayan dedem dersler esnasında onlara zor anlar yaşatırmış.
ailemiz hâlâ bu almanca dalgasına kapılmakta. mesela ben: yıllar boyunca itinayla kaçtığım almancaya üniversitede paçamı kaptırdım. benden sonraki tek, yani en küçük kuzenimse lisede ailemizin almanca geleneğini sürdürmekte.
dedem, emekli olduktan sonra, bir gazetenin düzenlediği bir kampanyayla araba sahibi olma sevdasına kapılmış, hatta bu sebeple çok üzülmüş. babam bu araba işi yüzünden, herhalde bir de emekli olup yapacak birşey bulamamaktan içkiyi ve sigarayı arttırdığından söz etmişti.
dedemle ilgili tek kişisel anım, mezarlığa gittiğimiz güneşli bir günde, babamın ağlaması, çeşmeden akan sudan "ölü suyu" diye düşünüp tiksinmem, bir de çeşmeye zincirli o kaplara maşrapa dendiğini öğrenmemdir.

gerisi, daha önce söylediğim gibi başkalarının anılarıyla, benim tuhaf hafızamın ve hayal dünyamın oluşturduğu bir dede figürüdür.

yine de, nedense onu ailedeki herkesten daha iyi tanıdığımı düşünüyorum.