20070104

rüyaşamdan notlar no.37580

sum'la yürüyorduk.
paramız mı ne yoktu.
bi binaya girdik. tek katlıydı.
içerde insanlar uyuyoru, bunlar ekseriyetle erkek kişilerdi.
ranzalardan kollar bacaklar sarkmıştı. odalarda ranzalardan başka bir de masa vardı.
nasıl oluyorsa her masada yüklü miktarda para vardı.
sum'un kucağında gereğinden büyük bir kedi durmaksızın miyavlıyordu. şimdi bana bir kedinin normalde ne kadar büyük olması gerektiğini sormayın, bu büyüktü işte.
odalar tren vagonları gibi birbirine bağlıydı.
bi odaya girip masanın üzerindeki parayı aldıktan sonra, odadaki yegane kapıyı açıp yan odaya geçiyor, dümdüz ilerleyip masanın üzerindeki parayı aldıktan sonra kapıyı açıp yan odaya geçiyor, dümdüz ilerleyip masanın üzerindeki parayı aldıktan sonra kapıyı açıp yan odaya geçiyorduk.
bu şekilde epeyce oda geçtik. odalarda ranzada uyuyan insanların yataktan dışarı sarkan kol-bacakları dışında hiçbir değişiklik yoktu.
işin tuhaf yanı yaptığım bu işten dolayı en ufak bi korku hissetmememdi. gayet sesli bi şekilde sum'la hayat pahalılığından filan söz ettik. şundan bundan konuştuk, üstelik gereğinden büyük kedi sürekli miyavladı.
son odaya gelip masadan parayı aldığımızda toplam 600 milyonumuz olmuştu. odadan çıkacakken kedi birden dile geldi. saçma sapan bi'şeyler söyledi, üstelik onun sesi yüzünden o odada uyuyan adamlar birden uyandılar.
sum'la hemen dış kapıya yöneldik.
ancak dış kapı bi tane değil, inat gibi 3 taneydi. diğer kapıların içinden elimi sokup 3. kapıyı açtım. kediye madem öyle sen burda kal, dedik ve dışarı çıktık. adamlar peşimizden gelirse diye birazcık koştuk.
"hadi bomantiye gidip bi ton yiyip içelim" dedik, ne de olsa 600 milyonumuz vardı.
sanırım bu fikri ikimiz de o kadar çok sevdik ki, koşmak yerine uçmanın daha mantıklı olduğuna karar verdik.