20070220

bir zamanlar, gökyüzü mavi ve güneş ateşten bir top gibi dönerken, yoo hayır kesinlikle miskinlikler şehri değil sözünü ettiğim, haritanın sol alt köşelerinde, mavi kısımların hemen dibinde, upuzun bir yürüyüşün sonundaki indin mi çıkılmaz diyarda sallanırdık bir ileri bir geri, tembel bir kol uyuşukça kalkıp hamağı ittiği andan beri.
hani turuncu etrafı cayır cayır yakıpta altına sığındıktan sonra beyazların, yavaş yavaş yakmaktan kendi de yorulurdu ya, denize gidip serinlemeye karar verirdi... ilk bir yıldız belirdiğinde ufak bir dalga daha çarpar, mutfakta patlıcanlar soyulur, zeytinyağları limonla çırpılır ve perdeler geri çekilir, yavaş yavaş binlercesinin doğması izlenirdi. hani şu "hayalcilere rüyalar gördürten minik ışıklar".
ve sonrasında, kendimizi onların, -yıldızların canııım- altındaki kozalarımıza çekene dek kah kayada kah şu taburede son bir neşe ve huzur çarpmasından nasibimizi alırdık.
ve rüyalar her zaman güzel ve rüyalar her zaman güzel. ve rüyalar her zaman.(*)

(*)yoo!niyetim kimseyi üzmek değil. affedin.