20090715

e.

E. yanağına bir çiçek çizmiş, altında siyah kot pantolonu var, ayağında da tabii ki siyah postallar. O zamanlar saçlarını suluboyayla maviye boyamaya çabalayan bir insan olarak E.’nin yanağındaki çiçeği doğal olarak yadırgamıyorum. Elinde bir keman kutusu tutuyor. “Bunu satçam” diyor. Üzerimde bir Kurt Cobain tişörtü var. Onu kemanı sonra satmaya ikna ediyorum ve birlikte “resimli bayır” olarak anılan yokuşun tepesindeki evine gidiyoruz. Odasında sanki bomba patlamış. Eşyalar her tarafta. Ölü balık hala fanusta suyun içinde yüzüyor. Kim bilir kaç gün önce ölmüş. Önceki geceden bahsediyoruz. Saçma bir köpek öldüren şarabı alıp bunları kola kutusuna doldurmuş ve vapura binmişiz. Karşıya geçip aynı vapurla geri dönmüşüz. Şarabı ortalık yerde içemeyişimizin ise iki nedeni var. Birincisi yaşadığımız taşrada herkes herkesi tanıyor, ikincisi yaşımız henüz on dört filan. Şimdi ise salonda televizyonun karşısında çürüyoruz. Televizyonda dev gözleriyle Ebru Gündeş var. E. ağzının içinde bol küfürlü bir şeyler mırıldanıyor ama kanalı değiştirmiyoruz.